| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
.

DOSTHANE

Yazılar

Dörtlükler, Rubailer, Ömer Hayyam


Şarap sonsuz hayat kaynağıdir, iç;
Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
Gamı yakar eritir ateş gibi,
Sağlık sularından şifalıdır, iç.


Can bir şaraptır, insan onun destisi;
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümü varlık:
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.


Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!


Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;
Halden anlar bir dost gelip falı görünce;
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.

Bahar geldi; başka bir şey istemem kafamda;
Hele akla hiç yer vermem bahar soframda;
Şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:
Söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.


Gece, gül bahçesinde ararken seni,
Gülden gelen kokun sarhoş etti beni;
Seni anlatmaya başlayınca güle
Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.


Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi;
Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi;
Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar,
Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.


Bu uçsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,
Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi;
Biri iyinin kötünün aslını bilir,
Öteki ne dünyayı bilir, ne kendini.


Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;
Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok;
Herkes aklına eseni söylemiş durmuş,
İşin kaynağına giden yolu bulan yok.


Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
Kopup dallarından toprak olmadalar her gün.


Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.


Gönül dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece;
Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde!
Böyle diyen gönül denize kavuşunca
Baktı kendinden başka şey yok görünürde.


Dün gece usul boylu sevgilim ve ben,
Bir kıyıda gül rengi şarap içerken;
Sedefli bir kabuk açıldı karşımızda;
Sabah müjdecisi çıkıverdi içinden.


Eşi dostu verdik birer birer toprağa;
Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.
Sen, yorgun katır, hala bu kalleş çöldesin;
Sırtında bunca yük, yürü bakalım hala.


Dert içinde sevinci bul da yaşa;
Haksız düzende haklı ol da yaşa;
Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
Varından yoğundan kurtul da yaşa.

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.


Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;
Erdiğim sırları söylemek elimde değil;
Aklım düşüncenin derin denizlerinden
Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.


Gören göze güzel, çirkin hepsi bir;
Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir;
Ermiş ha çul giymiş, ha atlas;
Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir.


Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.


Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
Her işine güzel demek kolaydı.
Böyle mi yaşardı iyiler dünyada,
Evrenin özü doğruluk olaydı?


Açılmaz kapıları açmanız mı gerek?
Dünyada insanca yaşamanız mı gerek?
Bırakın öyleyse iki dünyayı birden:
Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!


Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;
Her istediğini onda ara, onda bul.
Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
Koy canını ortaya, soyulursan soyul.


Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.


En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
İyilik seven kötülük edemez zaten.
Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:
Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.


Gök yaban gülleri döküyor eteğinden
Bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen
Gül şarap dolsun kadehimin lalesine
Mor buluttan yere yaseminler düşerken.


Saki, gökler, denizlerce dolgunum;
İçime sığmaz oldu coşkunluğum;
Ak saçlarımla sarhoş ettin beni,
Kış ortasında bahar bulutuyum!
Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler  
Geçmiş günü beyhude yere yad etme
Bir gelmemiş an için de feryad etme
Geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbad etme
Türkçesi: Orhan Veli Kanık
Hayyam, Seçme Şiirler, S. 4, Akdeniz
Bu şarabı dilenci içti, bey oldu gitti.
Bu şarabı tilki içti, aslan kesildi.
Bu şarabı ihtiyar içti, oldu delikanlı.
Delikanli içti, ömrü bi uzadı, bi uzadı, bi uzadı.


Doyacak kadar aşın varsa,
başını sokacak bir damın,
insanoğluna kulluk etmiyorsan,
başkasının sırtında değilse geçimin,
tamam, güneşli günler içindesin.
Türkçesi: A. Kadir, Bugünün Diliyle Hayyam
 
Bir gün yıkılır saltanatın, yapma güzel;
Fırsat sana el vermiş iken, ver bize el.
Bir ülkeye benzer bu güzellik, sonu yok,
Bir gün çıkar elden; hadi, lutfetmeye gel!


Tan rüzgarı esmiş, düşmüş gül etekten.
Bülbül güle tutkun, hem öylesi içten.
Kalk, içkini doldur, savrulmada dallar;
Sönmüş göreceksin, gül, bir sabah erken.


Ben, gönlü temiz insana kurban olayım.
Gezsin başım üstünde benim, hoş tutayım.
Ham insanı al karşına, söylet azıcık,
Dön, sonra cehennem ne imiş, gel sorayım.


Bir solukluk canımız var, o da saki, senden.
Gerçi hoşlanmadı halk, gitti ne yapsak, bizden.
Kalan içkim geceden bir yudum ancak, bilirim.
Yaşamından, ama kaç gün geri kalmış; bilmem.


Düşmüş feleğin çarkına, hep fırlanırız,
Sizler onu esrarlı fenermiş sanınız.
Evren koca fanus ve güneş lambasıdır.
Bizler de biçim, simge, bireyler kalırız.
Türkçesi: Rüştü Şardağ, Bütün Yönleriyle Hayyam Rubaileri 
Biliyor musun, selviyle süsenin hürriyeti neden dillere düştü,
neden yollara yayıldı? Süsenin on dili vardır, ama gene de
susmaktadır; selvinin yüz eli vardır, gene de eli kısadır,
bir yere uzanmaz.

Açıklama
Selvi - Süsen - Hürriyet:
Selvi uzayıp giden, sağa-sola eğilmeyen bir
ağaç olduğu için edebiyatta hürriyeti temsil eder
olmuştur. Süsenin de, çiçek yapraklarının her
biri, bir dile benzetilmiş, fakat söz söyleyemediği
için susmak timsali sayılmıştır.

Hayyam, selvinin elleri - kolları var; fakat
bir yere uzatmıyor; süseninde dili var; fakat
bir söz söylemiyor; onun için hür bunlar demekle,
devrinde sağ - esen kalmanın, bir yere el
uzatmamakla, bir söz söylememekle mümkün
olabileceğini de anlatmış oluyor.Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 130,198


Ey gül, sen, bir gönül kapanın, bir sevgilinin yüzüne benziyorsun; ey şarap, sen cana canlar katan bir dilberin la'l dudaklarını andırıyorsun. Ey benimle; kavga edip duran baht, her solukta daha da yabancı davranıyorsun bana; sen, bir bildiğe benziyorsun.
Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 71


Geçici aşkın tadı-tuzu yoktur, köz olmuş, yarı sönmüş ateş
gibi bir parlaklığı, bir ısısı yoktur. Aşık olan kişinin yıllar, aylar,
boyunca gece-gündüz ne rahatı-kararı olmalı, ne yeyip ne içmesi.
Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 109

Dostum boş yere dünya gamını yeme; boş yere şu yıpranmış dünyanın derdiyle dertlenme; olan oldu, geçen geçti; olmayansa daha belirmedi; hoş olmaya bak; olanın, olmayanın gamına dalma.
Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 134

Aklını başına al; zaman pek kötüdür; tozu dumana katmadadır; emin olarak oturma; devranın pençesi pek yırtıcıdır; zaman, ağzına baklava koysa, helva verse sakın inanma; zehirlidir o baklava; ağıyla karışmıştır o helva.

Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri

www.hayyam.com 

biraz kadınca bir yazı :))

 

Bir erkeğin düşünsel yeteneği, estetik birikimleri ne olursa olsun, hayatta durdugu kat, içine doğduğu kattır, tanıdığı ilk kadının, annesinin onu bıraktıgı kat.

Giyim zevkinin bulunmadığı bir bahçede doğduysanız, giyim zevkinin gelişmiş olduğu bir bahçeye sizi ancak bir kadın götürür, sofralarının inceliklerle donatılmadığı bir katta dogduysanız, incelikli sofraların bulunduğu kata sizi götürecek olan da bir kadındır.

Birlikte olduğunuz kadın degiştiğinde, değişen yalnızca bir kadın değildir, hayatın neredeyse bütünü degişir, bir baska kata, bir baska bahçeye geçersiniz, orada hersey farklıdır.


Dinlediğiniz müzik, okudugunuz kitap, yediğiniz yemek, gittiğiniz yerler, bulustuğunuz arkadaşlar, hatta taktığınız kravat bile değişir.Bir erkeği hayatın içinde kadınlar gezdirir, hayatın katları arasında kadınlar dolastırır.


Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, esprili bir kadına rastlarsanız espriniz, zeki bir kadına rastlarsaniz zekânız gelişir; yeni huysuzluklar, kaprisler, kavga nedenleri, acılar da öğrenirsiniz.


Hayat, kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi kat kattır; Babil´in asma bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir.

" Bir terastan bir terasa  sizi kadınlar götürür. Ve, bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadınin terası, manzarası, hayatıdır; hayatın hangi katında durdugunuzu, yanınızdaki kadının  durduğu kat belirler.


Hayatiniz, seçtiginiz kadindir.


Bir kadın değil bir hayat seçersiniz çünkü.

**ALINTIDIR: AHMET ALTAN **

Gazi'nin İzmir Günleri

NEDEN AŞIK OLURUZ ????

BARAKA

El Che Guevera - Belgesel - Turkce - Dijital Kultur Cd 1 Ve Cd2

tavsiye... :)

btb figürleri Merhabalar..

Her zaman ilk yazıyı yazmak zor oluyor sanırım..İlkokul zamanları, günlük tutmaya çalıştığım zamanlarda da en çok başlarken zorlanırdım

Ne yazmalı diye düşünürken, tavsiye üzerine tavsiye yazısı yazmaya karar verdim

Bilmem siz ne kadar önem verirsiniz hediye olayına ama bence birine hediye almak bi ritüeldir ..gerçi özeleştiri yapayım ,son dönemlerde çeşitli sebeplerle aksatsam da,özellikle yakın çevreme hediye almak pek keyif verir her zaman bana..

Aslında zordur hediye almak yada zor olan karar vermektir ne alınacağına..rutine kaçarsanız kolaydır belki de??..erkekse gömlek/cüzdan/kol düğmesi .. bayansa  fular/takı /çanta … ev hediyesi ise mutlaka borcam yada kahve fincanları.. iş hediyesi ise nazarlık / notluk.. yeni evlilerse çerçeve / bardak çanak ve  türevleri .Çok tanıdık gelmedi mi ?? gelin alacağınız bir sonraki hediye biraz daha ilginç olsun,yada daha akılda kalıcı..

iştee lafı uzata uzata bağlayamadığım İlk tavsiyem ;ilginç hediyelikler üzerine..

İzmir için konuşuyorum.. bir iki dükkan harici pek çok zorlanıyorum ben ilginç şeyler bulmakta..birde en çok alışveriş yaptığım yer kapanınca büyük bir hayal kırıklığı ile dolanır olmuştum dükkanlar arasında..ve ama geçen gün gözünü sevdiğim internet üzerinde bir site buldum..ismi de içindekiler gibi bir hayli ilginç.. www.buldumbuldum.com.. Detaylı incelediğinizde göreceksiniz bir çok kategoride pek çok ürün var.. Özellikle ofis, mutfak ve parti kısımlarını ayrıntılı olarak incelemenizi tavsiye ederim..

www.bunlardanistiyorum.com ise bir başka benzer site..

inceleyin bakalım ,yorumlarınızı bekliyorum.. ve ama küçük bir uyarı; malum internet üzerinden yapılan alışverişler min 3-4 gün içinde elimizde olabiliyor..bu durumu göz ardı etmeyiniz lütfen…

sevgiyle kalın..

 sıcak kafalar seksi hizmetçi )  img_1278                

SON BULUŞMA 'GERÇEK BİR KAHRAMANLIK ÖYKÜSÜ' altta Fragmanı mutlaka izleyin...YORUMLARINIZ MERAKLA BEKLİYORUZ....

Son buluşma afiş  

 

 

Son buluşma hayatta kalan son gazilerimizin savaş anılarını bu ülkenin nereden nasıl getirildiği, o zamanlar nelerin varlığı nelerin yokluğu yani bilinen bilinmeyen kurtuluş savaşını anlatan canlı tanıklarımız son gazilerimizden oluşan belgeseldir.Nitekim bu film vizyona girdiğinde bu gazilerimiz vefat etmiş bulunmakta.

Yapım :2008, Türkiye
Tür :Belgesel / Dram / Tarih
Yönetmen :Nesli Çölgeçen
Senaryo :Nesli Çölgeçen
Oyuncular :Ömer Küyük, Yakup Satar, Veysel Turan
Görüntü Yönetmeni :Nesli Çölgeçen
Müzik :Nadir Göktürk
Süre :1 saat, 30 dk.
Gösterim Tarihi :14 Kasım 2008

Gerçek Bir Kahramanlık Hikayesi


Türkiye'nin bağımsızlığı için binlerce insanın şehit düştüğü, genç-yaşlı, kadın-erkek demeden düşmana karşı tek vücut direndiği Kurtuluş Savaşı'nın son tanıkları, Gazi Ömer Küyük, Gazi Yakup Satar ve Gazi Veysel Turan'ın günlük yaşamları ve savaş yıllarına dair anıları SON BULUŞMA'da gözler önüne seriliyor.

Çorumlu Gazi Ömer Dede, önce Anıtkabir'i ardından son kalan diğer iki gazi, Yakup Satar ve Veysel Turan'ı ziyaret ediyor, savaş yıllarına dair anılarını paylaşıp birbirleriyle helalleşiyorlar. Tarihe tanıklıklıklarını kendi ağızlarından dinlediğimiz bu üç kahraman gazi, gerçek sinema türündeki belgesel yapım ile ölümsüzleşiyor.

Nişancı Er Ömer: Çorum'un İskilip ilçesine bağlı Çatkara Köyü'nden Ömer Küyük SON BULUŞMA filmi çekildiği sırada 108 yaşındaydı. Bir hayat ve doğa adamı olarak tanımlanıyor. İlerleyen yaşına rağmen her işini kendi yapan hareketli ve yaşam dolu biriydi.

“Geçen yıllarda bir ağaca çıkmış ama inememiş. Ahali de uzaktaymış, bağıra bağıra bitap düşmüş, "Karılar beni indirin" diye! Son üç dört yıla kadar ava çıkan, odun kesen bir insandı.” diye bahsediyor Gazi Ömer Dede’nin yakınları. Film boyunca, Gazi Ömer Dede’nin etrafındakilerle olan samimi diyalogları ve sempatik tavırları ile saygı duyulan sevilen biri olduğunu görüyoruz.

İstiklal Savaşı gazilerinden Ömer Küyük 12 Ocak 2006’da vefat etti. 8 çocuk ve 36 torun sahibi Ömer Küyük’ün son görüntüleri bu filmde yer alıyor. Filmin yönetmeni Çölgeçen, Küyük için : “Yaşamı boyunca her yıl Zafer Haftası'nda memleketinden kalkıp Ankara'ya gelerek Anıtkabir'i, Gaziler Derneğini ziyaret etmiş. O, kahramanlığını hayatı boyunca devam ettirdi, bu filmde de bir kahramanlık yaptı.” diyor.

Süvari Yakup Çavuş: Film çekildiği sırada 110 yaşında olan ve kızıyla birlikte Eskişehir’de yaşayan Satar “en yaşlı gazi” ünvanına sahip oldu. 1895 yılında Kırım'da doğan ve daha sonra ailesiyle birlikte Eskişehir'e göç eden Satar, 1. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Basra Cephesi'nde savaştı. Daha sonra Mustafa Kemal'in askeri olma şerefini elde eden Satar, Sakarya Meydan Muharebesi'nde de düşmana karşı savaştı. Savaşın sonunda Eskişehir'e döndü ve uzun süre çiftçilik yaptı. Satar'ın 6 çocuğu ve 50'ye yakın torunu var. 2008’in Nisan ayında kaybettiğimiz Yakup Satar’ı Çölgeçen, şöyle tanımlıyor: “ Tam bir asker. Kalpağıyla dolaşıyor. Kızlarıyla yaşıyor ve bütün evi her şeyiyle hâlâ o yönetiyor, her şey ondan soruluyor. Bir komşusu var, her gün gelip günlük gazeteleri okuyor kulağına. Birinci Dünya Savaşı'na da katılmış birisi aynı zamanda.”

Sıhhiyeci Onbaşı Veysel: Konya'da yaşayan Veysel Turan ise 20 yıl önce romatizmasının kireçlenmeye dönmesi nedeniyle günlerini yatakta geçiriyordu. 58 yaşındaki kızıyla yaşayan ve 7 çocuğu ile 25 torunu bulunan Turan, 15 yıl önce eşini kaybetmiş. Turan, çocuk yaşta atıyla Ankara'da Mustafa Kemal'in ordusuna katılarak, 1. Tümen Hücum Taburu'nda süvari olarak Dumlupınar, Sakarya ve II. İnönü savaşlarında düşmanla mücadele etti.

SON BULUŞMA filmi çekildiği sırada 108 yaşında olan Turan’dan şöyle bahsediyor,filmin yönetmeni: “Başucunda bayrakla yaşıyor. Yatalak kendisi. Radyodan sürekli haberleri takip ediyor… Veysel Gazi, 15 yaşında, çağrılmadığı halde gönüllü olarak savaşa katılan biri. Yanına da at arabasını alıyor ihtiyaç olur diye. Oluyor da nitekim. Sıhhiyeci yapıyorlar onu. İlk görevi, at arabasıyla şehit toplamak.”

ALINTIDIR

SON BULUŞMA 21-27 KASIM 2008 (2.HAFTA)
İSTANBUL Hafta Telefon Seanslar
Altunizade CAPITOL SPECTRUM 14 2 554 77 70 11:00  13:00
Ataköy GALLERIA PRESTIGE 2 560 72 66 11:00, 12:30, 14:00
Bağcılar SİTE 2 462 20 21 11:00, 13:00, 15:00, 17:00, 19:00, 21:00
Bakırköy CINEBONUS (CAPACITY) 2 559 49 49 11:00, 15:00, 19:30
Esentepe CINEBONUS (ASTORIA) 2 215 27 27 11:15, 13:15, 15:15, 17:15, 19:15, 21:15 C.-C.tesi 23:15
Fatih CINEBONUS (HISTORIA) 2  662 98 40  13:00, 17:00, 21:00
Güngören CINEBONUS (KALE) 2 677 59 59 11:00, 15:30, 20:00
Kozyatağı CINEBONUS (PALLADIUM) 2 663 11 41 11:30, 15:30, 19:30
Macka CINEBONUS (G-MALL) 2 232 44 40 11:15, 13:15, 15:15, 17:15, 19:15, 21:15
Nişantaşı MOVIEPLEX 1 219 09 60 11:30, 13:30, 15:30, 17:30, 19:30, 21:30
Ümraniye CINEBONUS (MEYDAN) 2 466 58 00 11:00, 13:00, 15:00, 17:00, 19:15, 21:15
Zeytinburnu OLIVIUM CINECITY 2 546 96 96 11:30 13:30
ANKARA Hafta Telefon Seanslar
Ankara ATA ON TOWER 2 441 14 14 11:30, 13:30, 15:30, 17:30
Ankara CINEBONUS (PANORA) 2 491 64 65 11:00, 15:00, 19:15
Ankara CINEBONUS (BİLKENT) 2 266 16 27 11:00, 13:10, 15:20
Ankara Eryaman KC GÖKSU 2 280 82 00 11:30, 13:30, 15:30, 17:30, 19:30, 21:30
İZMİR Hafta Telefon Seanslar
İzmir CINEBONUS (BALÇOVA KİPA) 2 278 87 87 11:00, 15:00, 19:00
İzmir ÇİĞLİ CINECITY KİPA 2 386 58 88 11:15 13:15
DİĞER İLLER Hafta Telefon Seanslar
Adana CINEBONUS (M1 MERKEZ) 2 271 02 62 11:00, 15:00, 19:00
Adapazarı CINEBONUS (ADA) 2 242 15 00 11:15, 13:15, 15:15
Antalya CINEBONUS (MİGROS) 2 230 14 14 13:45, 17:45, 19:45
Bursa BURÇ CINEDROME 2  221 48 06 13:45, 15:45, 17:30, 19:15
Çorum MB 2 227 67 00 12:00, 14:00, 16:00, 19:00, 21:00
Denizli CINEBONUS (FORUM ÇAMLIK) 2 215 15 35 12:15, 14:15, 16:15
Diyarbakır DİLAN 2 228 50 28 11:00, 13:00, 15:00, 17:00, 19:00, 21:00
Eskişehir CINEBONUS (ESPARK) 2 333 05 15 11:00, 15:30, 20:00
Eskişehir CINEBONUS (NEO) 2 310 12 22 12:00, 14:00, 16:00, 18:00, 20:00, 22:00 C.-C.tesi 00:15
Gaziantep SİNEPARK NAKIP ALİ 2 339 19 00 11:15, 13:15, 15:15, 17:15, 19:15, 21:15
Gaziantep OSKA 2 371 01 20 11:30, 15:00, 18:30, 22:00
Gaziantep VEGA  2 371 49 49 11:45, 14:00, 16:30, 19:00, 21:00
Kayseri CINEBONUS (PARK) 2 223 20 10 11:00, 15:00, 17:00, 21:00
Mersin CINEBONUS (FORUM) 2 331 51 51 11:30, 15:30, 19:30
Samsun MOVIEZONE 2 465 63 33 11:00, 13:00, 15:00, 17:00, 19:00, 21:00
Uşak PARK 2
223 67 25
12.00,13.30,15.30,17.00, 21:00

 


 



Neredeymiş şu Olympos


Daha Büyük Haritayı Görüntüle

Olympos Yanartaş Chimera efsanesi




yanartaş   Tahtalı Dağı'nda yer alan Yanartaş'a ulaştığınızda hoş bir doğa olayıyla karşılaşıyorsunuz. Burada yaz - kış yanan ateşin, bir ejderin ağzından çıktığı dilden dile dolaşsa da, asıl sebebi yanıcı  bir gaz. Yeraltından sızan gazın tutuşturduğu Yanartaş'ın oluşumuna dair birçok efsane anlatılıyor. Alev kusan Chimera'nın Lykia'ya dehşet salması üzerine, Bellerophon kanatlı atı Pegasus'a atladığı gibi canavarı cezalandırmaya koşmuş. Onu öldürüşünün anısına da tanrıçası Athena için bir sunak dikmiş. İşte Batı dillerinde Chimera olarak anılan Yanartaş böyle tutuşmuş. Bir başka efsaneye göre de, bu alevler yeraltındaki atölyesinde metal eriten demirci tanrı Hephaistos'un atölyesinin alevleriymiş.